• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
DR. ONUR FISTIKOĞLU

 KAN , İDRAR VE DİĞER TAHLİLLERİN ANLAMLARINI VE NE  İÇİN İSTENEBİLECEĞİNİ , SÜREKLİ GÜNCEL  TUTULAN TAHLİL ANALİZİ BÖLÜMÜNDEN OKUYABİLİRSİNİZ.

Üyelik Girişi
Hava Durumu
Site Haritası
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.74305.7660
Euro6.33076.3561

ZONA

Zona, varisella zoster virüsünün sebep olduğu ve daha önce su çiçeği geçirmiş kişilerde görülen, vücudun tek tarafında deride su toplamış ağrılı kabartılarla seyreden bir hastalıktır. Halk arasında kuşak hastalığı veya gece yanığı olarak da bilinir. İnsan herpes virüsleri arasında yer alan varisella zoster virüsü, enfeksiyon olarak suçiçeğine ve zostere (Zona) neden olmaktadır. Çocukluk çağının döküntülü hastalıklarından sık karşılaşılan suçiçeği ciddi komplikasyonlara neden olduğu gibi, Varisella (Su Çiçeği) sonrası varisella zoster virüsü vücut sinir hücrelerine yerleşip hiçbir belirti vermeksizin yıllarca hastalık yapmadan kalabilir. Bağışıklık sistemindeki zayıflık veya bozuklukla yerleştiği hücrelerden ayrılıp aksonlar boyunca ilerleyerek sinir bölgesindeki deride viral enfeksiyona yol açabilir. Kabartılar genellikle 2-4 hafta içerisinde iyileşir, fakat sinir ağrıları kalıcı olabilir (postherpetik nevralji).

Varisella zoster virüsünün yapısının anlaşılması ile antiviral tedavi ve bağışıklamayla suçiçeği ve zona tedavisinde önemli başarılar elde edilmiştir. Bunun dışında bir zona hastası başkasına (genellikle çocuklara) su çiçeği bulaştırabilir, fakat zona bulaştıramaz. Çünkü zona vücut içine yerleşmiş virüs kaynaklıdır, havadan bulaşan virüsle meydana gelen bir hastalık değildir.

Su Çiçeği ve Zona’ya Neden Olan zoster virus nasıl bulaşır?

Bilinen en bulaşıcı hastalıklardan birisinin etkeni olan VZV, enfekte kişiden hava yolu, damlacık veya hassas kişi ile direkt teması ile bulaşabilir. Enfekte kişilerin solunum yollarından ve salgılarından bulaştığı bilinmektedir, ancak deri lezyonlarından kolaylıkla izole edilebildiği halde solunum yollarında virüsün gösterilmesi kolay değildir. Bu özelliği ile doğrudan temas olmadan da bulaşabildiği için “koridor hastalığı” olarak da tanımlanmaktadır. Hastalığın nedenine yönelik çalışmalar bulaştırıcılığın hastalığın erken dönemlerinde fazla olduğunu göstermektedir.

Hastalığın bulaşıcılığı lezyonlar ortaya çıkmadan 1-2 gün önce başlar ve lezyonlar kabuklanana kadar devam eder. Bu nedenle hasta çocukların tüm lezyonları kurutulana kadar kreş ve okula devamlarının sınırlandırılması gerekmektedir. Yalnızca birkaç lezyonu olan ve hızla iyileşen hafif vakalarda, bütün lezyonlar kabuklanmışsa beş-yedi gün beklenilmeden bu çocuklar okula dönebilir.

Varisella zoster virüsünün neden olduğu Su Çiçeği nasıl bir hastalıktır?

Zoster, duyarlı kişilere VZV virüsünün bulaşmasına neden olmakla birlikte Su Çiçeği ile karşılaştırıldığında daha düşük bulaştırıcılığa sahiptir. Bunun en önemli nedeni solunum yolu ile bulaşmanın olmaması ve dermatomal yerleşim gösteren deride içi su dolu lezyonlarında, suçiçeği veziküllerinden daha az sayıda viral partikül içermesidir. Bir diğer ifade şekli ile zoster geçiren büyükanne veya büyükbaba, suçiçeği geçirmemiş torununa suçiçeği bulaştırabilir.

Tüm dünyada yaygın olarak görülen Su Çiçeği erkek ve kızlarda eşit oranda görülmekte­dir. Virüsün yayılım özelliği nedeni ile tropikal ülkeler dışında çocukluk çağının hastalığı olan Su Çiçeği ülkemizde de yoğun olarak görülmektedir. Hastalık hava yolu ve temas ile bulaştığı için özellikle kreş ve okul hayatının ilk yıllarında görülmektedir. Kış aylarında daha sık görülen Su Çiçeği, Kasım ayı ile artış göstermeye başlamakta ve Nisan ayına kadar yoğun olarak izlenmektedir.

Yüksek bulaştırıcılığı olduğu bilinen su çiçeği ile temas sonrasında hassas olduğu bilinen kişilerin %80-90’inin klinik bulguları ile hastalığı geçirmektedir. Hastalığın geçirilmesi ile koruyucu bağışıklanma gelişmektedir. Ancak seyrek olmakla birlikte ikinci kez varisella geçirilebileceği de bilinmektedir.

Özellikle immün baskılanma veya yetersizliğinde ikinci atağın görülme riskinin daha yüksek olduğu belirtilmektedir. Hastalık geçirildikten sonra tekrar temas edilmesi koruyucu antikor düzeyinde belirgin artışa neden olmaktadır. Bir bakıma immünolojik artış etkisi yapan bu temas sonrası antikor artışının hayat boyu koruyucu bağışıklık için gerekli olup olmadığı ise açıklık kazanmış değildir.

Dermatomal ağrının olduğu, veziküler döküntünün gelişmediği subklinik zoster vakaları da bulunmaktadır. Yaşla birlikte görülme sıklığının arttığı bilinmektedir, özellikle 50 yaşından sonra görülme sıklığında artış daha belirgindir. Yaşla birlikte artış, su çiçeği virüsüne karşı azalan hücresel bağışıklık nedeni ile olmaktadır.

Suçiçeği ve zona belirtileri

Zona enfeksiyonunda belirtiler, en geniş şekli ile 10-21 günlük kuluçka süresi döneminden sonra gelişir, sıklıkla bu süre 14-16 gündür. Klasik belirti olarak kabul edilen kabarcık şeklinde döküntülerin gelişiminden 24-48 saat önce vakaların yaklaşık %50’sinde önbelirtiler gözlenir, genellikle bu belirtiler; ateş, halsizlik, iştahsızlık, baş ağrısı ve hafif karın ağrısı şeklindedir.

Gerek ön belirti döneminde, gerekse hastalığın erken döneminde ateş hafif yükselir, ancak 39°C’nin üzerinde de sıklıkla tespit edilir. Lezyonlar saçlı deriden başlayarak yerçekimi doğrultusunda ilerleyerek, yüz ve gövdeye yayılır. Genel anlamda uzuvlarda lezyonların yoğunluğu gövde ile karşılaştırıldığında belirgin şekilde azdır. Bir diğer ifade şekli ile suçiçeğinde lezyonlar merkezden çevreye doğru yayılım gösterir, yani gövdede daha yoğun olarak bulunur. Suçiçeğinin tanısal döküntüsü, ilk olarak kızartılı döküntüler olarak başlar ve berrak sıvı dolu kabarcıklara dönerek ilerler.

Suçiçeğinin bir diğer karakteristik özelliği, aynı bölgede farklı evrelerdeki lezyonların tespit edilmesidir. Suçiçeğinin vezikülü etrafında hale şeklinde kızartı alanı vardır. Berrak sıvı içeren kabartılar çevresinde bu halenin görülmesi fizik muayene ile tanı konulmasını sağlar. Özellikle ilk 24-48 saat oldukça kaşıntılı olan lezyonların içerisinde yer alan berrak sıvının zamanla bulanıklaşması dikkat çeker ve kabarcığın ortasında hafif bir çöküntü, sonrasında kuruma dönemi başlar. Mukozal yüzeylerde (vajina gibi) de su çiçeği lezyonları görülebilir, ancak bu lezyonlar deride olandan daha farklıdır ve sıklıkla küçük ülserler şeklindedir.

Sağlıklı kişilerde yeni lezyonlar ilk günlerde daha yoğun olmak üzere yedinci güne kadar devam eder. Ayrıca koruyuculuğu gösterilmiş olan aşıdan sonra, herhangi bir nedenle su çiçeği geçirilecek olursa sıklıkla bu sayı oldukça azdır (50’nin altında). Ev içi temas sonrasında gelişen suçiçeği vakalarında, daha uzun süreli temas sonrasında daha fazla virüsün alımıyla gerçekleşen mikrobiyal üremenin başlaması nedeni ile döküntü sayısı, hastalığın klinik şiddeti daha çok ve daha ağır olur.

Ayrıca hastalığın şiddeti yaşla birlikte artar. Daha önceden var olan deri lezyonu (egzema gibi) veya kuluçka döneminde gelişen deri travması (kaşıntı, güneş yanığı, cerrahi gibi) o bölgede döküntünün daha yoğun görülmesine neden olabilir. Klasik olarak yüzeyel, üst deri yerleşimli olduğu için yara izi bırakmadan düzelen suçiçeği lezyonları haftalar, aylar süren hafif ize neden olabilir. Bu genellikle büyük çocuklarda ve göreceli olarak daha koyu deri renkli kişilerde sık görülmektedir. Klasik görünümü ile aileler tarafından tanı konulan suçiçeği döküntüsü, erken dönemde enterovirus, stafilokok döküntülerinden, kontak dermatitten ve böcek ısırığından zor ayırt edilebilir.

Çocukluk çağının en sık enfeksiyonlarından birisi olan su çiçeğinin klinik seyri içerisinde 7-10 günlük sürede kendi kendine düzelir ancak özellikle artan yaşla birlikte daha sık oranda görülen komplikasyonlar ölüme neden olabilir. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri’nde rutin aşı uygulaması öncesinde görülen yılda dört milyon su çiçeği vakasının 10.000’i belirtileri nedeniyle hastaneye yatırılmakta ve yaklaşık 100’ü doğrudan su çiçeği nedeni ile kaybedilmekteydi. Vakaların %90’ı çocuklarda ortaya çıkmaktadır ve su çiçeği nedeni ile hastaneye yatanların üçte ikisi, çocukluk çağındadır ancak ölümlerin yarısı çocuklarda olmaktadır. Buna rağmen ABD’de her hafta temas öncesinde sağlıklı olan bir çocuk su çiçeği nedeni ile ölmektedir.

Sağlıklı kişilerde en sık karşılaşılan sorun ikincil bakteriyel enfeksiyonlardır. S. aureus ve Streptococcus pyogenes’in etken olduğu bu enfeksiyonlar uygun tedavilere rağmen yara izi gelişimine neden olabilir. Sivilce, klasik görünümü ve bal mumu rengindeki kurutu ile kolaylıkla tanımlanabilirken, daha geniş lezyonlarda virüsün kendisinin neden olduğu dev bülloz variselladan ayırım güç olabilir. Diğer ikincil bakteriyel enfeksiyonların başında selülitler gelmektedir, daha nadiren lenfadenitler ve deri altı apseleride gelişebilir. Özellikle destek dokunun göreceli olarak daha az olduğu boyun bölgesinde gelişen selülitler hava yollarında bası ile solunum sıkıntısı gelişimine neden olabilirler.

Ayrıca genel hijyen koşullarındaki düzelme ile oldukça seyrek görülür hale gelen varisella gangrenoza, ekzotoksin A üreten S. pyogenes’in tekrar önem kazanması ile son yıllarda özellikle su çiçeği sonrası gelişen nekrotizan fasiit ve diğer deri altı doku enfeksiyonları ile gündeme gelmiş ve ölümlere neden olmuştur. Bu tabloda, sıklıkla gövdede veya uzuvlarda yer alan bir vezikül S. pyogenes için giriş kapısı olarak görev yapmakta, çevresi kızararak, sıcak ve hassas hale gelmektedir. Bunu izleyen saatler içerisinde kızarık alan hızla ilerlemekte, altta kalan dokularda yoğun ödem gelişmekte ve bölge kirli kırmızı renk alarak nekrotizan fasiite ilerlemektedir. Ayrıca su çiçeği lezyonundan giren bakteriyel patojenler hematojen yayılım yaparak, stafilokokkal veya streptokokkal pnömoni, artrit veya osteomyelit gelişimine neden olabilmektedir.

Nörolojik komplikasyonlar, öncesinde sağlıklı olan kişilerde ikincil bakteriyel enfeksiyonlardan sonra suçiçeğinin neden olduğu hastane yatışlarında ikinci sırada gelmektedir. Geniş bir yelpaze içerisinde yer alan nörolojik komplikasyonlar ensefalitten serebeller ataksiye kadar uzanmaktadır. Örneğin 1972-1973 yılları arasında yapılmış olan bir çalışmada su çiçeği nedeni gösterilebilen ensefalitlerin %13’ünde etken olarak bulunmuştur. Nörolojik komplikasyonlar özellikle beş yaş altında ve 20 yaş üzerinde suçiçeği geçirenlerde daha sık görülmektedir.

Meningoensafalit aniden, konvülziyon, bilinç değişikliği, ense sertliği ve ekstansör plantar cevap şeklinde gelişirken, serebellar ataksi daha yavaş gelişen yürüme bozukluğu, nistagmus ve konuşma güçlüğü ile karakterizedir. Her iki klinik tablonun varisellanın inkübasyon dönemi içerisinde gelişebildiği gösteren yayınlar bulunmasına rağmen sıklıkla şikayetler, döküntünün çıkışını takip eden 2-6. günlerde ortaya çıkar. Fatal vakalar bildirilmiş olmakla birlikte sıklıkla nörolojik şikayetler günler içerisinde düzelir, ancak serebellar ataksi bulgularının düzelmesi haftalar içerisinde de olabilir.

Ayrıca suçiçeği sırasında özellikle salisilat kullanımına bağlı olarak Reye sendromu gelişebilir ve bilinç değişikliği, halüsinasyonlar ve ajitasyona neden olabilir. Benzer şekilde seyrek olmakla birlikte su çiçeği komplikasyonu olarak transvers myelitte görülebilir. Literatürde Guillain-Barre sendromu da su çiçeği sonrasında tanımlanmıştır. Bu iki klinik tablo da kendilerine özgü nörolojik bulgularla seyreder.

Suçiçeği, karaciğer­deki viral replikasyon döneminde karaciğer enzimlerinde yükselme saptanabilir. Vakaların %49’unda hafif, %28’inde daha belirgin olarak SGOT düzeylerinde yükselme gözlenir; nadiren çocukların küçük bir grubunda enzim düzeyleri 200 IU/L’nin üzerine çıkar ve bu çocuklarda sıklıkla ciddi kusma şikayetleri Yüksek riskli kişilerde su çiçeği de görülür. Belirtileri seyrek olmakla birlikte yine öncesinde sağlıklı Suçiçeği özellikle yetişkinlerde, immün olan çocuklarda tanımlanan bir diğer yetmezliği olan çocuklarda, gebelerde ve komplikasyonda trombositopenidir. Bazı yenidoğanda ciddi komplikasyonlarla seyretmektedir.

Hamilelikte suçiçeği ve zona

En yüksek risk gebeliğin ilk 20 haftasında suçiçeği geçirildiğinde vardır ve riskin %2-5 arasında olduğu hesaplanmaktadır. Gebeliğin ilerleyen dönemlerinde suçiçeği geçiren annelerin bebeklerinde problemler tanımlanmıştır. Ancak bunlar sıklıkla deri lezyonları, uzuv gelişim anormallikleri veya tek taraflı göz anomalileri şeklindedir. Anne adayı doğumdan hemen önce suçiçeği geçirirse bebek için suçiçeği riski vardır ve atak hızı yaklaşık %20’dir. Bebeğin doğumu ile annenin döküntülerinin çıkışı arasındaki süre beş günden uzun ise bebek suçiçeği çıkarabilir. Ancak annenin enfeksiyonu ile bebeğin doğumu arasındaki süre maternal antikorların geçişi için yeterli olduğundan bebeğe pasif antikor geçişi olur ve ağır hastalık gelişimi beklenmez. Eğer bu süre beş günden daha kısa ise bebeğe pasif antikor geçişi olmadığı için bebek risk altındadır ve tedavi almadığında ölüm oranı %30’lara kadar çıkar.

Aynı risk, annenin döküntülerinin doğumu takip eden iki gün içerisinde çıkması durumunda da vardır. Antiviral tedavi verilmeyen lenfoproliferatif malignansisi veya solid tümörü olan çocukların %32-50’sinde varisella dissémine seyretmekte, %20’sinde varisella pnömonisi gelişmekte ve %7-17’sinde ölüm görülmektedir. Bu grupta hastalık daha uzun süre yeni lezyon gelişimi ile seyretmekte, pnömoni, hepatit, ensefalit ve intravasküler koagülopati çok daha sık gelişmektedir. Hastalığın ağır seyretme veya dissémine klinik gösterme riski, kuluçka döneminde ve özellikle lezyon çıkışından önceki beş gün içerisinde kemoterapi alınmışsa artmaktadır. Bir diğer tanımlanmış risk faktörü ise döküntünün çıktığı dönemde absolu (net) lenfosit sayısının 500’ün altında oluşudur.

Suçiçeği ve zona tedavi

Tedavide asiklovir, valasiklovir, famsiklovir ve foskarnet kullanılmaktadır. Asiklovirden, oral alındığında daha iyi absorbe edilen bir diğer nükleosid analoğu olan famsiklovir ve valasiklovir, yetişkinlerde zoster için lisans almış ancak çocuklarda ayrıntılı çalışma sonuçları yoktur. Famsiklovir bir ön ilaç gibi etki ederek, enfekte hücrelerde yarılanma ömrü daha uzun olan pensiklovire dönüştürülür. Valasiklovir asiklovire dönüşür ve asiklovire göre dört kat daha yüksek serum düzeyleri sağlar. Asiklovirin VZV’ye karşı etkinliği HSV1 ve HSV2’den düşüktür bu nedenle VZV için kullanılacağında daha yüksek dozlarda verilmesi gereklidir. Bakteri direnç gelişiminde olduğu gibi VZV’nin uzun süre asiklovirle karşılaşması timidin kinaz içermiyen viral mutantların gelişimine neden olmakta ve mutant viruslar asiklovire dirençli olmak­tadır. Asiklovire dirençli suşların tedavisinde parenteral foskarnet kullanılmalıdır.

Asiklovir tedavisi ile immün yetmezlikli hastalarda su çiçeğinin ölüm oranı vireminin terminasyonu ile belirgin şekilde düşürül­müştür. Ancak tedavini viremi döneminde yani erken başlanması ile istenilen sonuçlar elde edilebilmektedir. Tedavi indikasyonu, tedavinin uygulama yolu ve süresi, konağın özelliklerine, enfeksiyonun yaygınlığına bağlıdır. Öncesinde sağlıklı olan kişilerde VZV replikasyonu döküntünün çıkışını izleyen üçüncü günden sonra sonlandığı için asiklovir kullanımı önerilmemektedir. İmmün yetmezlikli kişilerde ise replikasyon daha uzun süre devam ettiği ve hastalığın dissémine olma olasılığı daha yüksek olduğu için asiklovir tedavisi önerilmektedir.

Ayrıca 12 yaşın üzerindekiler, kronik deri yada akciğer hastalığı bulunanlar, uzun süreli salisilat tedavisi uygulananlar, kısa aralıklı yada aerosol steroid kullananlar gibi ciddi immün yetmezliği olmayanlar, ancak orta veya ağır suçiçeği geçirme riski daha yüksek olanlar için oral asiklovir tedavisi verilebilir. Ayrıca literatürde ev içi ikincil vakalarda daha yoğun temas nedeni ile hastalığın daha ağır geçirilme riski göz önüne alınarak tedavi verilmesi önerilmektedir. Gebelerde komplikasyon görülmediğinde fayda risk değerlendirmesi tam olarak yapılmadığı için rutin asiklovir önerilmemektedir. Ancak ikinci ve üçüncü trimesterda asiklovir verilmesini öneren yayınlar da bulunmaktadır. İmmüm yetmezliği olan çocuklarda tedavi intravenöz yolla olmalıdır.

Suçiçeğinde asiklovir ile tedavi döküntünün çıkışını takip eden ilk 24 saat içerisinde başlanırsa, hastalığın süresi ve şiddetinde %25 ile %30 oranında azalma sağlamaktadır.

Asiklovirin zoster tedavisinde de etkili olduğu plasebo kontrollü çalışmalarda gösterilmiştir Antiviral tedavi zoster için özellikle ağrının giderilmesi ve disseminasyon riski olan hastalarda hastalığın ilerlemesininin önlenmesi için kullanılmaktadır. Asiklovir dozu 1.5 gr/m2 veya 30 mg/kg/gün, üç doza bölünmüş şekildedir59. Tedavi süresi yedi gün veya yeni lezyon çıkışı durduktan iki gün sonrasına kadardır. Genel gözlemler ve bizim kendi polikliniğimizde izlediğimiz hastalar, tedavi ilk 72 saatte başlandığında daha başarılı sonuçlar alındığı izlenimini vermektedir. Ancak özellikle immün yetmezliği olanlarda geç başlanan tedavinin de etkili olduğu unutulmamalıdır.

Suçiçeği geçiren çocuklarda salisilat, Reye sendromu gelişimi riskini yükselttiğinden kullanılmamalıdır. Ateşin kontrol altına alınmasında parasetamol tercih edilmelidir. Son yıllarda bazı nonsteroidal anti-enflamatuar ilaçlarla ağır suçiçeği ve ikincil bakteriyel enfeksiyon geçirme riskinin arttığı bildirildiği için dikkat edilmelidir.

Varisella zoster virusten korunma

Suçiçeğinin bulaştırıcılığı lezyonların gelişiminden 24-48 saat önce başladığı için bulaşmanın önlenmesi güçtür. Ayrıca okula devamın önlenmesi okuldaki salgının dur­durulması konusunda da yardımcı olma­maktadır. Bu amaçla pasif immünoprofilaksi ve aşı uygulamaları yapılmaktadır.

Yüksek titrede antikor cevabı olanlardan hazırlanan, varisella zoster immünglobülin (VIZIG), temastan hemen sonra uygulanacak olursa atak hızını azaltmaktadır. VZIG uygulamasına rağmen enfeksiyon gelişe­bilmekte, ancak gelişen enfeksiyon sıklıkla daha az yaygınlıkta olmakta ve pnömoni riski ortadan kalkmaktadır. Ancak döküntü geliştikten sonra verilen VZIG’nin hastalık şiddeti ve komplikasyonları açısından bir etkisi olmamaktadır. Bu nedenle VZIG temastan en geç 96 saat, tercihen 48 saat sonra uygulanmalıdır. VZIG profilaksisi immün yetmezliği olanlara, gebelere ve maternal varisella ile teması olan yenidoğanlara önerilmektedir. Yenidoğan bebeklerde kullanım doğumdan önceki beş gün içinde veya doğumdan sonraki iki gün içinde maternal varisella tespit edildiğinde önerilmektedir.

VZIG uygulanması yüksek risk taşıyan kişilerde hastalık gelişimini tamamen önlemez. VZIG uygulamasına rağmen su çiçeği gelişimi özellikle aile içi temasın olduğu durumlarda daha yüksektir. İmmünyetmezliği olan çocuklara temas sonrasında VZIG verilmesi su çiçeği geçirme risklerini belirgin şekilde azaltmaktadır, ancak buna rağmen bu çocukların %11’i varisella pnömonisi geliştirmektedirler. Bu çocuklar arasında intravenöz immünglobülin (IVIG) kullanımı da sık olduğu için, son 2-3 hafta içerisinde yüksek doz (100-400 mg/kg) IVIG alanlara yeterli su çiçeği antikoru aldıkları için tekrar VZIG uygulaması gereksiz olduğunun bilinmesi ekonomik avantaj sağlayacaktır. VZIG uygulaması sonrasında pasif antikor titresi hastaların bir grubunda iki hafta, diğer grubunda dört haftada düştüğü için, iki haftadan sonra gerçekleşen yeni temaslarda VZIG uygulamasının tekrarlanması gereklidir.

VZIG uygulanan kişilerle ilgili olarak bilinmesi gereken bir diğer önemli noktada VZIG sonrasında inkübasyon döneminin 28. güne kadar uzayabileceğidir. Ancak ülkemizde VZIG preparati bulunmamaktadır, ancak özel istek ile yurt dışından getirilerek kullanıla­bilmektedir.

Suçiçeği aşısı

Antiviral ajanlarla profilaksi konusunda yayınlar olmasına rağmen yeterli klinik çalışma olmadığı için temas sonrasında rutin asiklovir ile profilaksi önerilmemektedir. Aşı ile etkin korunma sağlanmaktadır. Ülkemizde lisans almış olan Okavax (Aventis Pasteur) ve Varilrix (GlaxoSmithKline) su çiçeği aşıları Japonya’da 1970’li yılların başında izole edilmiş olan Oka şusunun canlı attenüe formundan elde edilmiştir. İlk defa 1984 yılında Avrupa’nın birçok ülkesinde, 1986’da Japonya’da ve 1989’da da Kore’de yüksek risk altındaki çocuklar için lisans almış olan aşı 1999 yılından itibaren de ABD’de rutin aşı şemasına alınmıştır. ABD’de aşı şemasına dahil edilmeden önce iki milyon dozdan fazla önerilmiş olan aşının, ABD’de de aşı programında da 10 milyon dozdan fazla kullanıldığı bilinmekte ve ciddi bir yan etkinin de bugüne kadar bildirilmediği belirtil­mektedir.

Biz 12 aydan büyük olan çocuklara, güvenilir su çiçeği hikayesi yoksa, su çiçeği aşısını önermekteyiz. Uygulama 12 ay ile 12 yaş arasındaki çocuklara tek doz olarak, 13 yaş ve üzerindeki adölesan ve yetişkinlerde su çiçeği aşısını, suçiçeği geçirmediğini belirtiklerinde serolojik test sonrasında, en az dört hafta ara ile iki doz aşı gerekmektedir. Aşı 13 yaşına kadar, tek doz ile %95’in üzerinde serolojik cevap, 13 yaş ve üzerinde, tek dozdan sonra %78-82, ikinci dozdan sonra %99 serolojik cevap oluşturmaktadır. 13 yaş ve üzerinde bu nedenle en az bir ay ara ile iki doz aşı önerilir.

Serolojik test uygulanmasına neden olarak; suçiçeği geçirmediğini belirten yetişkinlerin %71-93’ün immün olduğunu gösteren çalışmaların varlığı ile Kanra ve arkadaşları tarafından Türkiye’nin dokuz ilinde gerçek­leştirilen seroprevalans çalışmasında 10-15 yaş üzerinde seropozitifliğin %90’ın üzerine çıkmasını gösterebiliriz. Bu bakımdan adölesan ve yetişkinlere aşı önerisi öncesinde serolojik test yapılması maliyet-yarar açısından faydalı görülmektedir. Aşının diğer çocukluk çağı aşıları ile eş zamanlı yapılması yan etki profilinde artışı veya immünojenitesinde azalmaya neden olmadığı bilinmektedir. Bu özelliği ile aşı diğer (çocukluk çağının rutin aşıları) aşılarla eş zamanlı yapılabilir. Ancak attenüe canlı aşı olan su çiçeği aşısı kızamık, MMR (kızamık-kızamıkcık-kabakulak) gibi diğer canlı aşılarla eş zamanlı uygulanmadığında, aralarında en az 30 gün bırakılarak aşıların uygulanması gereklidir.

Amerika Birleşik Devletleri’nde Aşı Güvenliği Bilgi Sistemi kullanılarak Kasım 1995 ile Aralık 1999 yılları arasında su çiçeği aşısı ile aşılananlar incelendiğinde eğer MMR aşısı ile arasındaki süre 30 günden az ise aşının koruyuculuğunda azalma olduğu gösterilmiştir. Bu çalışmada, MMR aşısı ile su çiçeği aşısı arasındaki sürenin 30 günden kısa olduğu çocuklarda, sürenin 30 gün veya daha uzun olduğu çocuklara göre su çiçeği geçirme riski iki buçuk kat fazla bulunmuştur. Bu bilgilerin ışığında özellikle su çiçeği aşısı uygulamasında, MMR aşısının ya eş zamanlı yada iki aşı arasında en az 30 gün sürenin bulunmasına dikkat edilmesi gereklidir.

Ayrıca suçiçeği geçirebilecek durumda ve bir hastayla teması olmuş çocuklara; hastalığı önlemek ya da önemli ölçüde hafifletmek amacıyla, tercihen temastan 72 saat ve hatta 120 saat sonrasına kadar suçiçeği aşısı yapılabilir. Suçiçeğiyle temas sonrası hastalıkla sonuçlanmazsa, temastan sonra yapılmış olan aşı daha sonraki temaslara karşı koruyucu olacaktır. Sonuç olarak su çiçeği çocukluk çağının en sık karşılaşılan sağlıklı çocuklarda bile ciddi komplikasyonlara neden olabilen ve en önemlisi aşı ile korunulması mümkün olan bir hastalıktır.

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam3
Toplam Ziyaret170321